Açık Veri Zirvesi, Veri Kaynağı’nın hazırladığı interaktif bir oyunla başladı.

Veri Kaynağı’nın hazırladığı, İzlemedeyiz Derneği’nden Cemre Ünaldı ve Caner Gözübüyük tarafından sunulan ödüllü oyunumuz, son soru olan “Ekmek ne kadar?” sorusunun ardından sonuçlandı. İlk üç kişi tebrik edildi. Birinci olan katılımcımız hediyesini almak üzere sahneye davet edildi.

Asya Durmaz açılış konuşmasını yapmak üzere sahneye davet edildi. “Türkiye’deki ilk fact-checking programı olan Doğruluk Payı’nı ilk günkü heyecanımızla sürdürüyoruz. Bir diğer projemiz olan Veri Kaynağı’nın amaçlarından bir tanesi ise açık veri kavramına dair bilinç ve farkındalık yaratmaktadır. Günümüzde yanlış bilginin bu kadar hızlı yayıldığı bu ortamda, doğru bilgiyi kamu oyuna ulaştırmaya çabalıyoruz.”

Pınar Dağ, “Açık Veri Üzerine Notlar” hakkındaki konuşmasını yapmak üzere sahneye davet edildi. İzlemedeyiz Derneği’ne teşekkürlerini sunan Pınar Dağ: “Açık verinin hayatınızda nasıl devrim yaratabileceğine değineceğim. İçinde bulunduğumuz çağ veriyi kullanmayı telkin ediyor fakat yol göstermiyor.”

Sunumuna başlayan Pınar Dağ şunları aktardı: “Açık veri aslında hayal kırıklığına iyi geliyor. Çözüm üretmenize kolaylık sağlıyor. Gerçekçi konuşulması gereken bir kavram.”

“Açık veri ,yerel yönetimler ile henüz güçlü bağ kuramıyor.” diyen Pınar Dağ konuşmasında açık verinin nasıl etkili bir şekilde kullanılacağına ve veri okur-yazarlığına değineceğini aktardı.

“Veri ancak kullanılıp, etkileşime geçtiğinde karşılık bulabiliyor. Çevrili olduğumuz dünyada yaklaşık %82-83 oranında veri, açık veri ekosisteminde değil. Bizim hala çok fazla yolumuz var.”

” Açık Veri Barometresi bize şunu söylüyor: Hükümetler verileri açmak konusunda verdikleri sözleri tutmuyorlar.”

“Kendini denetleme, tasarruf yapıp yapmadığını denetleme bakımından hükümetler de açık veriyi kullanıyor. Açık Veri Barometresi’ne bakıldığından hükümetlerin %30’a yakınının açık veri kaynaklarını açma konusunda sözlerini tutmuş olduğunu görüyoruz.”

“Açık verilerin, açık veri olduğunu söyleyen bir lisansa sahip olması gerekir. Lisansı yoksa açık diyemiyoruz.”

“Bugün dünyada gördüğümüz açık veri platformları iyi ekip oluşturmuş platformlar. Ben ekip olayına çok inanmayan bir insanım ama açık veride bunu başardık.”

“Katılım, demokrasi, şeffaflık, daha iyi bir dünya meselesinde açık veri henüz hayat kurtaramıyor ama hayal kırıklığını yatıştırabiliyor. Açık veri ekosisteminde iyi durumdayız. ” diyen Pınar Dağ, verimizi nasıl açmalıyız sorusuna şunu söylüyor: “Önce karar vereceksiniz neyi paylaşacağınıza. Basit tutup aşama aşama ilerleyeceksiniz. Lisans üzerine düşüneceksiniz, her kurum kendi lisansını belirliyor. Ve tabii ki kolay, bulunabilir, güncel bir veri tabanı kurmalısınız.”

“Sıfır Hipotezi” isimli kendi projesinden kısaca bahseden Pınar Dağ: Açık veriler, geniş kapsamlı sivil katılım sağlamıyor.”

“Veri okur-yazarı olmak ekonomik değer yaratır. Sorunları çözmeden çok önemli bir unsur. Kurumlarda iyi veri okur-yazarlarına ihtiyaç var. Veri okur-yazarlığı Sıfır Hipotezi ile doğrudan ilişkili.”

Açık veriye dair “Ne işime yarar bilmiyorum?” sorusuna yanıt bulmamızın önemli olduğunu belirten Pınar Dağ, işbirliğine değiniyor. “Açık veri ile çalışmak kuş sürülerini izlemek gibi bir şey: iş birliği gerekiyor, beceri gerekiyor, ahenk gerekiyor. Bir diğer örnek ise karıncalar. Açık veri kültüründe onları izlemek fikir verebilir. Bireyler arası iletişim ve problem çözebilme kapasiteleri açık veride bize ilham verebilir.”

“Türkiye’de akademik çalışmalar farkındalık yaratmak ve bilimler ile doğrudan bağ kurabilmekte yeterli değil.” diyen Pınar Dağ, kendi düzenledikleri açık veri gününe davette bulundu. Konusunun “Çevre ve Açık Veri” olacağını belirtti.

“Almanya, verilerini aşama aşama açmaya iyi bir örnek. Bizim de niyetimiz var. Ülkemizde açık veri uzmanı yok. Bunun üzerine uzmanlaşmak gerekiyor. Açık veri ortaklığına gerek var, hükümete baskı yapmak gerekiyor. Bu ortaklığı takip etmemiz gerekiyor, en önemlisi ise veri okur yazarı olan insan yetiştirmemiz gerekiyor.”

“Son olarak, sera gazı emisyonlarının azalatmak adına, politikacıları ikna etmek için bir veri tabanı oluşturmak istiyorum. Dileyen benimle iletişime geçebilir.” diyen ve teşekkür eden Pınar Dağ, sunumunu soruları alabileceğini belirterek bitirdi.

Pınar Dağ alkışlarla indi, on dakikalık bir kahve arasından sonra panelimiz devam edecek.

Panelimiz, kısa bir aradan sonra “Yerel Yönetimler ve Açık Veri Kullanımı” başlığı altında devam ediyor. Uluslararası Şeffaflık Derneği’nden Yalın Hatipoğlu, TESEV’den Dr. Bürge Elvan Erginli, IDEMA’dan Evren Aydoğan ve Argüden Yönetişim Akademisi’nden İnan İzci sahneye davet edildi.

Yalın Hatipoğlu: “Açık verinin kamu hizmetlerinin niteliğine etkisini, veriye dayalı politika yapımını tartışmaya çalışacağız.”

Kısa bir giriş yapan ve katılımcıları kısaca tanıtan Yalın Hatipoğlu, mikrofonu İnan İzci’ye bıraktı. İzci: “Açık veri gibi kavramların hayattaki karşılığını oturtmak gerekiyor. Normatif ve rasyonel kavramlarımız olabilir fakat mevzuata dönmek zorundayız. Kamu İhale Kanunu bunu bize sundu; şeffaflık, hesap verilebilirlik gibi kavramları kapsadı. E-devlet politikası da bunu destekliyor. Biz uygulama açığını kapatabilmek için iyi yönetişimi ölçebileceğimiz bir gösterge geliştirdik. Bütünsel bakış sağlayan bir metodu yerele indirdik. İhale ile bütçe arasında, sosyal bütçeler arasında ilişki kurmamıza olanak sağladı.”

İzci: “Asimetrik de olsa parçalı da olsa pek çok veri var. Hangi belediye meclisi üyesinin neyi destekleyip desteklemediğini görmek, siyasi bir baskı oluşturur. Türkiye’de denetleme açısından bir bilinç oluştu, belirli bilgi ve veriler, çalışmalar mevcut. Açık veri formatında olmasa da. Açık veri dashbordları yaratmak bizleri toplumsal faydaya ve norma götürmeli. Verileri vatandaş için faydalı alanlara çekmek, vatandaşın hayatındaki karşılığını bulmak gerekir.”

“Yolsuzluk, verinin idari ve mali boyutu ile ilgili bir şey. Manipülasyon siyasi boyutuna giriyor. Vatandaş bütçesi ve vatandaş karinesine ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. İBB bir adım attı çok güzel fakat vatandaşım belediyeyi değerlendirebileceği dashbordlar da olmalı. Tartışma asıl böyle yerlerden dönmeli. Türkiye’de yerel yönetimler 2005 reformlarının getirdiği AB ile uyum paketiyle birtakım dinamikler kazandı.”diyen İzci konuşasını bitirdi.

“Yerel Yönetimlerin veri toplama kaynakları nerede yoğunlaşıyor?” sorusu üzerine Kent 95 projesinden bahseden Erginli, “Bu projeyi yaparken gerçekten bir veri ekosistemi eksikliğimiz olduğunu gördük. Bunu geliştirmeyi açık veri ile nasıl çözeriz bunu düşünmeliyiz. Kent 95 projesinin amacı, mahallelerin yaş ve yoksulluk haritaları üzerinde belediyelerin verdiği hizmetleri, hizmetleri doğru yerde sunup sunmadıklarını göstermekti. İkinci amacımız ise vatandaşların kaynaklarının nerelere kullanıldığını görmesini istedik. Çocuğa belediyelerin ne kadar bütçe ayırdığına dair belediyelerin çözünürlüklü veri ihtiyacımızı karşılayamadığımızı gördük.”

“39 ilçe belediyesinden veri toplamak istedik fakat 27 tanesi katıldı. Yerel yönetimlere politika önerme amacımıza zaman kısıtlı kaldı çünkü büyük bir zaman veri toplamaya harcandı. Birçok belediyenin veri toplanmaya çekingen yaklaşması, bazılarının adeta korkuyla yaklaşması ile karşılaştık. “Ne yapacaksınız bu verileri?” sorusu geldi, isteyen birilerinin mutlaka işine yarayacaktır veriler.”

“Sokak rayiç bedelleri gelirin temsil değişkeni gibi hesaplandı. Mahalle bazında veri eksiğimiz var. TÜİK’in 2012 yılından beri gerek ilçe gerek mahalle ölçeğinde verileri çok kısıtlı. Onları da talep etmek gerekiyor, açık değil. “

Erginli: “Bu verileri paylaşmak istiyoruz, bu verileri standartlaştırmak gerekiyor. Fakat yasal olarak ne kadar mümkün bu tartışmak gerekiyor.” konuşmasını tamamladı.

“Kurumların aldıkları kararları meşrulaştırmasında, açıklık ve katılımcılık gibi ölçülerden bakıldığında açık veri karar alım süreçlerini nasıl etkiliyor?” sorunu üzerine mikrofonu eline alan Evren Aydoğan: “Biz de Kent 95’in daha primitif bir versiyonunu yapmış, karar alma süreçlerinde anket gibi veriler nasıl kullanılır onu incelemiştik. Türkiye bir süreç içinde, benzer sorunlarla karşılaşıyoruz. Ama bir bilinç gelişiyor, bu salonlar doluyor.”

Aydoğan: “İBB’nin verilerini açtığını görmek insana umut veriyor. İki sorumuz var: açık veriyi nasıl kullanacağız ve ikinci olarak niçin açık veriyi daha iyi kullanabilmeli, açık veriyi demokratikleştirmeliyiz? Ben ikinci soruya sosyal politikalar açısından bakacağım. Neden belediyelerin sosyal yardım politikalarına açık veri ile ulaşabilmemiz lazım?”

“Açık veri yoksulluğu azaltmaya yarıyor ama ne ölçüde bunu kullanıyoruz? Son amaca giderken şunları düşünmeliyiz: açık veriyi kimler, nasıl ve hangi amaçla kullanıyor? Açık verinin konusu olan yoksullar, örneğin, açık veriyi ne ölçüde kullanıyorlar?” diye soran Aydoğan: “Eşitsizliklerin azaltılmasında açık veri çok daha emekliyor. Bizim derdimiz yoksulun o gün yemek alması mı yoksulluğu bitirmek mi? Bu soruya cevap vermeden açık veri kullanımında çok net olamıyoruz.” diyerek konuşmasını tamamladı.

İnan İzci (Belediye Yönetim Karnesi’ni göstererek) : “Tartışmalarımızın çoğunun şekillendiği konular buradaki verilerde saklı. Stratejik plan, beş yıllık bir karar matrisi sunar. Sayıştay denetimleri bu belgelere dayanır. Faaliyet raporu, Stratejik plan kapsamında yapılan faaliyetleri her yıl Nisan ayında öngörülen faaliyetlerin yapılıp yapılmamasına bakılır. Performans Planı, geçen yıllara bakarak gelecek yıldaki ihtiyaçlarınızı belirlediğiniz yerdir. Bu belgeler arasındaki temel konuşma yeri veri.”

“Birey, hane, kaynak kullanımı üzerine kurulu. Performans göstergeleri belediyelerin keyfiyetine bırakılmış durumda. Ölçekleri nedir? Gerekçesi, sosyal ihtiyaç analizinin yerindeliği nedir? Göstergeler ve yarattığı etki nedir? Üstelik, bir şeyleri gayrı dijitallere anlatırken geleneksel yöntemlere dönmek gerek, onlar dışlanıyorlar.”

“Veri neden önemli, ihtiyaç sahipleri kim ve neye ihtiyaç duyuyorlar bunu anlamak için. Parçalara bölünmüş vatandaş karneleri benim aklıma gelen çözüm. Bunun bir tık ötesine gitmek gerek, bu konuda bir çalışma oldu. Kadıköy belediyesi entegre rapor hazırladı: “Hedef kitlemde nasıl bir etki yarattım?” sorusunu sordu. Asıl hedef, hangi tür etkinin hangi kitle üzerinde yaratıldığının ölçülmesidir. Açık veri, açık verinin toplanması, demokrasi mücadeleleri ve siyasal iktidarın keyfi davranışlarının denetlenmesi noktasında kritik bir çözüm sunuyor.” diyerek İnan İnci ikinci turdaki konuşmasını tamamladı.

İkinci turda söz alan Elvan Erginli bir diğer projelerinden bahsediyor: ” Murat Türek ile yazdığımız raporda kent ölçeğinde yerel açık veri platformlarına odaklandık. Kentte politika geliştirmek için yüksek çözünürlüklü verimiz az. Elbette bir tek TÜİK tarafından sağlanmıyor, başka bir çok veri kaynakları da var. Hollanda’da sosyal politika üretebilmek için gerekli nokta atışı yapabileceğiniz veriyi alabiliyorsunuz, bizde bu yok. Yerel yönetimlere inanılmaz bir iş düşüyor, verilerinin toplanıp açık veri formatına getirilmesi ile akademisyenler, sivil toplum kuruluşları, özel sektör bu verilerden faydalanabilir. Yazdığımız raporda yerel yönetimlerin veri üretiminin öneminden bahsettik.”

Katılımcılık açısından açık verinin kullanımının altını çizen Erginli: “Bir mahalleyi bir belediyeyi etiketlemeden yerel yönetimleri izleme imkanı veren araçlar olarak düşünmek lazım veri panellerini.” diyerek ikinci turdaki konuşmasını tamamladı.

Verilerin siyasal manipülasyonda kullanılması, kişisel verilerin korunmasına dair riskler konularında yeterli bir etik bilinç olmadığını belirten Aydoğan, bireysel olarak bu etik problemlerle her gün uğraştığını belitti. Sosyal yardımlar için veri toplama konusunda, Çin hükümeti ile yaşanan problemin Batı toplumlarında da karşılığını bulabileceğimizi söyledi. Sosyal ekonomik özgürlüğü kısıtlayan Çin politikalarının yanında, diğer ülkelerde de yoksullukla ilgili veri toplamada insanları afişe etme problemi olduğunu, üstelik bu verilerin yoksulluğu ölçememe sorunu olduğunu söyledi. “Kendi verimizi etik kullanabiliyor muyuz”un kaygısını güttüğünü söyleyen Aydoğan: “Bu sorunları aşacağımız politika alanları böyle yerlerde, böyle zirvelerde çıkacak. Bir sonraki panel başlığımız belki de etik olmalı. Herkes veriyi kendi çıkarları için kullanır. Bu kadar çok verinin ulaşılabilir olması bir yandan çok tehlikeli ,bir yandan çok faydalı. Böyle yerlerde biz bunun kurallarını oluşturacağız. Biz Türkiye’de yerelde vatandaş için veri kullanımı için bir işbirliği noktasında, bir karar aşamasındayız.” diyerek sözlerini tamamladı.

Yerel Yönetimler ve Açık Veri Kullanımı başlığı altında, konuşmacıların sunumlarını tamamlamaları üzerine katılımcıların soruları alınıyor.

İnan İzci: “Verinin politik olduğunu söyledikten sonra kaçınılmaz olarak şunu konuşmak gerekiyor: veri yönetişimi.”

Kendisine yönelen soruya cevap veren İnan İzci: “İyi uygulama örneklerinden bahsedeceğim, yaptıkları tüm çalışmaları günlük olarak izleyebilecekler. Başka bir belediye, geliştirdiği aplikasyon ile vatandaş tarafından anlık olarak izlenebilecek. Belediye Başkanları işin PR derdinde. Bunu biraz ittirmek lazım. İkincisi, iktidar erkine sahip olan bürokrasiyi iyi uygulamalar ile güçlendirmek gerek. Son olarak ve en önemlisi, toplumsal yapıya dönmek, toplumu bilgilendirmek. Çapraz veri setleri ile belediyelere politika önermede nokta atışı yapılabilir. Belediyelerdeki iyi uygulamaların desteklenmesi ve son olarak o verilere kimin erişeceğinin düzenlenmesi gerekiyor. Verinin politik olduğunu sürekli söylemek gerekiyor. Türkiye’de çok sistematik olarak bu konuları ele almak gerekiyor.”

Sorular cevaplandı, Yerel Yönetimler ve Açık Veri Kullanımı panelistleri alkışlar ve teşekkürler ile sahneden indi. Panelimiz yemek molasının ardından saat 14:00’da Veri Gazeteciliği Paneli ile devam edecektir.

Açık Veri Zirvesi yemek molasının ardından devam ediyor.

İkinci panelimiz için Orhan Şener, Bilge Narin, Koray Kaplıca, Ümit Alan ve Cemal Koray Bingöl sahneye davet edildi.

Orhan Şener: “Sabahki oturumlar açık veri üzerine değindi, biz bunların uygulama alanından ve gazetecilikten bahsedeceğiz. Uygulama ile bu kavram arasındaki kopukluk ABD menşeili bu kavramın bizim gibi ülkelere geldiğinde farklılaşmış olmasından kaynaklanıyor. Bu uçurumu aydınlatmaya çalışacağız. işin veri boyutu Yaşar Kemal’den beri var, ekonomi gazeteleri de veri kullanıyor. Bizim bahsettiğimiz dijital veri “big data”, ve bunun gazetecelikte kullanımı.”

Bilge Narin: “Bugün sizinle veri gazeteciliğinin haber merkezlerinde kullanımı ve etik sorunlarını konuşacağız. Nicel veriye karşı nitel veriyi savunanlardanım. Ben de veri görselleştirmenin yeni bir kavram olmadığını söyleyerek başlamak istiyorum. Yeni bir oldu değilse neden veri gazeteciliği ya da veri görselleştirme konuşulmaya başlandı? Büyük verideki artış ve dijitalleşme ile veri gazeteciliğinde, kullanılan verideki artış sebebiyle, yeni bir dönemden bahsediyoruz. Bunun ilk örneği Wikileaks belgeleriydi.”

Narin: “Veri gazeteciliği, dağınık halde bulunan ve miktarca fazla olan, anlamlı ilişkileri olmayan verilerden bir anlam, anlamlı bir anlatı çıkartmaktan bahsediyoruz. Çeşitli yol ve araçları var.”

“Değişen haber merkezi derken, çok fazla istatistikçi, bilgisayar mühendisliği alanında çalışan insanların disiplinler arası alanlardan gelenlerin çalışmakta olduğunu görüyoruz. Veri gazeteciliğini veri gazetecisi mi yapmalı yoksa gazetecilerin kendisinin yapmasındansa anlatım birlikte mi yaratılmalı diye soran iki ayrı yaklaşım olduğunu görüyoruz. Aflarını dileyerek, mühendislerden pek öğrenemiyoruz biz bu işi. Sosyal bilimcilerin anlayacağı dilden anlatılmalı.”

“Kod yazan gazetecilerde ilk isimlerden biri Hakan Karaca’dır. Kod yazımı, veri gazeteciliği sosyal bilimcilerin korkmaması gereken bir alan.” diyen Narin: “İnternet gazeteciliğindeki hız baskısı, veri gazetecisi istihdam yaratacak ortam yaratılmasını, gerektirdiği zaman ve emek sebebiyle, engelliyor. bu hız baskısı sebebiyle görselleştirmenin temel ayakları olan tartışma gibi konulardan vazgeçiliyor.”

“Sıradan kullanıcıların kimliğinin belli olmamasını nasıl sağlayacağımız, bilgi, güvenliğinin sağlanması önemli etik sorunlardan. Ben küçük ve nitelikli bilgiyi “big data”ya kıyasla daha çok önem veren bir akademisyenim. Gazetecilik insanlara dokunma işidir. Büyük veri desteklenmezse, anlamsız bir yığınla karşı karşıya kalırız. Etnografik gözlem olmadan gözlem ve akademik çalışmaların içeriği boş olacaktır.”

Veri gazeteciliğinin, resmi kaynaklara bağımlı bir gazetecilik türü olmaya başladığını, kullanıcı türevli sıradan insanların kaynaklarına dokunan kaynaklarla beslenmesinin gerekliliğinin vurgulayan Narin, bilgi manipülasyonunun verinin kullanımına göre olmayan dramatik farkları yaratma gücü olduğunu belirtti.

 

Algımızın değişebileceği manipülatif gösterimler, nitelikli iş gücü ihtiyacı, zaman baskısı, nicel ve nitel verinin karşıt iki bilgi gibi gösterilmesi, veri okur-yazarlığının şart olması, açık veri politikalarının desteklenmesi gerekliliği, kullanıcı türevli içeriğin kullanıma sokulması gerekliliğinden bahseden Bilge Narin alkışlarla kürsüden indi.

Orhan Şener: “Veri dediğinizde insanın kafasında streotype oluşuyor, öyle bir şey yok. Bunu biz de içselleştiriyoruz.” Sosyal bilimlerden gelen insanların da sonradan kendinin geliştirebileceğini belirten Şener, determinist disiplinlerden gelenlerin gazeteciliğe evrilmesinin görece zor olduğunu belitti. Koray Kaplıca’ya sözü bıraktı.

Koray Kaplıca: “Doğruluk Payı özelinde, üç arkadaş dışında ilk başlarda hepimizin formasyonu Siyaset Bilimciydi. Her yıl neden fact-checking’e eğildiğimizi düşündük. En sonunda, bu işin 2014 başının bu iş için ne kadar uygun bir zaman olduğunu fark ettik. 2014 yılında post-truth yılın kelimesi seçilmişti.”

Koray Kaplıca: ” Kralın çıplak olduğunu biliyorum. Ama bunu yaymazsam böyle düşünmediğim ortaya çıkacak mantığıyla yanlış bilgi yayılmaya devam ediyor. “

Olgu ve algı arasındaki farkı anlamaya yönelik bir ankete değinen Kaplıca, anketten çarpıcı sonuçları paylaşarak durumun önemini vurguluyor. Yeni sağ ve popülizme değinen Kaplıca: “Siyasetçi olguyu değil algıyı kullanandır.”

Kaplıca: “Olgunun geri plana alındığı bir süreçteyiz. Sosyal medyayı suçlamak mümkün. Twitter hesabı olan herkes yanlış bilgiyi kolaylıkla yayabiliyor. Dünya’nın %1’i dünyanın düz olduğuna inansa bile bunu her yere yayabilir ve karşısındakileri bu bilgiye inanmaya zorlayabilir. Yanlış bilgi inanılmaz bir hızla artabilir. Sosyal medya bunun hızlandırıcı mekanıdır.”

Kaplıca: “Doğruluk Payı tecrübesine değinmek istiyorum. Biz işe başladığımızda ülkemizde bir seçim kampanyası vardı. Dünya genelinde üç pratik var: Fact-checker’lar siyasilerin söylemlerini denetler, medyada çıkan haberlerin doğruluğuna bakar ve üçüncü olarak vaat kontrolü yapar. Biz ilk olarak fact-cheking ile başladık, sonrasında vaat kontrolü de ekledik çalışmalarımıza. Siyasetçilerin söylemlerini bulmakta zorluk yaşamaya, kısıtlı kalmaya başladığımızı hissettik. Meclis tutanaklarını kontrol ediyorduk ama sistem değişince milletvekili demeçlerinde düşmeler oldu. Meclis önemini yitiriyor. “Buna karşı ne yapabiliriz”i düşünmeye başladık. Reaktif olmayı düşündükçe veri gazeteciliğine doğru gitmeye başladık. Önleyici olarak misyonumuz verileri görselleşitirip insanlara yaymanın önemini artırdı.”

Koray Kaplıca: “Doğru bilgi, onu söyleyen kişiyle ilgilidir. Doğru bilgiyi yayma konusunda inisiyatif almak, genel resme bakınca biz Doğruluk Payı’na umut veriyor. Biz nicel veri kullanma zorundayız, fakat takipçilerimizden ne demek istediğimize dair sorular aldıkça açıklayıcı olmaya çabalıyoruz. Fakat biz bu sağlamayı otomatik olarak yapamayız, insan faktörünün işin içine girmesi gerekiyor. Niyet okuması, bağlam, açıkça gösterilmesi koşulu ile fact-checking’in insan faktörünü oluşturuyor.”

Sözlerini altı yıl sonunda gelinen noktada ilerleme kaydettiklerini, veri platformunun topyekün bir mücadele sahası olduğunu belirterek, otomatize fact-checking’in manipüle edici karmaşık iddialar karşısında sınıra dayanacağını, bunun bir mücadele olduğunu ve İzlemedeyiz Derneği’nin çalışmalarını fact-checking aktivizmine kanalize ettiğini belirterek bitiren Koray Kaplıca, bu mücadelenin uzun vadede insan yararına varacağını söyleyerek sahneden alkışlarla indi.

Şener, “Görselleştirme sayesinde veri okur-yazarı olmayanlar da bilgiye ulaşabiliyor” diyerek konuşmasını yapmak üzere yüksek mimar ve İTÜ’de öğretim görevlisi Cemal Koray Bingöl’ü kürsüye davet etti.

Bingöl: “Bandırma Tasarım Parkı yarışması gölge ve rüzgar verisi gibi birtakım verilerin görselleştirilmiş haliyle sunulduğu bir çalışmaydı. Sonra bu mesele ile ilgili kent üzerine bu verilere ulaşamadığımızı düşündük. Kadıköy için Yemeksepeti ve Sahibinden’den birtakım veriler kazımaya başladık. Biz bu verilerin bildiklerimizi doğrulayıp doğrulamadığı üzerine çalışmaya başladık. Sosyal donatılara kayan çalışmalarımız doğrultusunda değişik şeyler okumaya başladığımızı fark ettik.”

Bits’n Bricks’ten Bingöl: “Enteresan şeyler çıkmaya başladı.Verileri yayınlamaya çalışıyorduk. Hiçbir politik çıktısı olmayan popüler kültüre yönelik grafikler ortaya çıkmaya başladı. Bu verileri Hürriyet’te haberleştirmeye başladık. Yazdıklarımızın %70’i editoryal süzgeçten geçiyordu. Yaptığımız şey, şehirlere Google Maps üzerinden bakmak değil, neye baktığımızı görebilmekti .Turistlerin en çok yürüdükleri yollar gibi. “

Bingöl: “Çanakkale denince aklımıza gelen tek şeyin “Vatan, Millet, Sakarya!” olmaması gerekiyordu. Şu anda günümüz kültüründe Çanakkale ne anlama geliyor ona baktık. Orada yürüyen, bisiklete binen insanların rotaları ile anıt konulmak istenen yerlerin verilerini görselleştirip sunmaya çalıştık.”

Bingöl: “TÜİK’in önümüze koyduğu saçma veriler var. Onları görselleştirince neler çıkıyor karşımıza ona baktık.Bizler kent ölçeğinde bina ile tasarım üzerine çalışırken, şehrin istatistiklerinin neleri gözler önüne serdiğinin peşinde koşan bir ekibe döndük.”

Bingöl alkışlarla sahneden indi, şimdi panelistimiz BirGün gazetesinden Ümit Alan ile devam ediyoruz.

Ümit Alan: “Big Data’yı okudukça fark ettim ki datayı işlemek bir esnaflık çeşidiymiş. Ben bir gözlükçü dükkanında büyüdüm, orada aslında inanılmaz veri kullandığımızı gözlemledi. Memur adamın çocuğuna pahalı gözlük çerçevesi çıkarmayan, müşterisinin gelirini bilen amcam kafa karıştırmadan malını satmaya çalışıyordu. Küçücük bir esnaf dükkanında aslında biz veri işliyormuşuz. “

Alan: “Geniş burunlu, Emirdağ’lı gurbetçilerin yılların deneyimi ile pahalı gözlük alabileceğini fark etmek de öyle, veri kullanmaktır. Sadece artık ölçek büyüdü. Gazetecilerin şu noktada körlük yaşadığını düşünüyorum: hala kitleye doğru habercilik yapıyoruz. Okuyucumuzu tanımıyoruz, kitleyi küçültmeye, bir yere odaklanmaya yönelik haber yapmıyoruz. Benim okurum kim, ne okur, ne zaman okur, neden okur, nereden okur? sorularını tıklama verileri ile açıklamamız, okuyucumuzu daha iyi tanımamız lazım.”

“Artık haber, başka bir haber bültenin rakibi değil. Haberin rakibi kedi videosu, slime videosu. Hepsi aynı akıştan yayınlanıyor. İnsanları artık tanımak, onların beklentisi doğrultusunda gitmek gerekiyor. Bu da gazeteciyi reklamcı olmaya zorluyor. Eğer haberi doğru görselle sunamazsak, istersek dünyanın en güzel haberlerinden birini yapalım, içerik arada kaynıyor. İçeriğin muhatabını bulması iyi sunulmasına bağlı.”

Alan: “Biz gazeteciler, haberimizi nasıl pazarlamanın yollarını arıyoruz.” İnsanların okudukları ve okumak istedikleri şeyler vardır diye bir alıntı yapan Alan ekliyor: “Gazetelerin okurunu rahatlatacak bir içeriği ve tıklamak istedikleri içeriği arasındaki dengeyi bulması veri kullanarak olur. Veriyi izleyicimizi tanımak için kullanmalıyız.”

“Okuru her zaman ideal, rasyonel kabul etmemek, okuru veri ile tanımak gerek. Okurun bizim yaptığımız habere dört ele sarılıp hemen okuyacağını varsaymamamız gerekiyor. Tabii ki bunu yaparken etik sınırları aşmadan. Veri gazeteciliği önemli evet ama okurun hemen bize kucak açmayacağını bilmeliyiz.” diyen Alan, sürdürülebilir gazetecilik üzerine konuşmasını tamamladı. Panelistimiz alkışlarla kürsüden indi.

Veri Gazeteciliği Paneli, katılımcıların soruları ile devam ediyor.

Açık Veri Zirvesi kısa bir kahve molasından sonra “Show and Tell” isimli panelimiz ile devam edecektir.

Kahve molasının ardından Açık Veri Zirvesi devam ediyor. Etkinliğimizin son bölümü olan Show and Tell’de ilk olarak Veri Kaynağı editörü Cemre Ünaldı, Batuhan Ersun tarafından sahneye davet edildi.

 

Cemre Ünaldı: “Türkiye’de veri eksikliği olduğuna dair bir düşüncemiz vardı fakat daha sitenin yapım aşamasında sorunun bundan daha büyük olduğunu gördük. Sorunun verinin yokluğunun ötesinde var olan verinin anlaşılır olmaması veya açık olamamasıydı. Bizse verileri herkesin anlayabileceği şekilde yaygınlaştırmaya çalıştık.”

Ünaldı: “Herkese açık olması ve okunabilirliğe açık olması bakımından verinin açıklığı tanımlanabilir. Türkiye, verilerini açıklığı bakımından OECD ülkeleri arasında sonlarda yer alıyor.”

Ünaldı: “Resmi verilerin yanında STK’ların verilerine de yer vermeye çalışıyoruz. Verilerimizi kategorilere göre ayırdığımız şekliyle sitemizde bulabilirsiniz. Facebook, Twitter ve İnstagram’da da verilerimizi paylaşıyoruz.”

Ünaldı: “Son olarak görselleştirmenin en etkili yollarından biri olarak videolar hazırlıyoruz. Örneğin 2019 yılında Türkiye’de en çok aranan Google aramalarını videolaştırdık.”

“Atölyeler düzenliyoruz, Eskişehir, Adana, Ankara gibi toplam 12 şehirde atölyeler düzenledik. Verileri açmaya yönelik bir farkındalık oluşturmak, herkesin gerek günlük hayatlarında gerekse akademik alanda verilere ulaşımını sağlamak amacı güdüyoruz.” diyen Ünaldı, alkışlarla konuşmasını bitirdi. Veri Kaynağı’nın çalışmalarına örnek olması açısından bir video katılımcılarının seyrine sunuluyor.

Batuhan Ensur, Sokrates Dergi’den Buğra Balaban’ı Show and Tell için sahneye davet ediyor.

Balaban: “Spor yazımında verilerin kullanımından bahsedeceğim. Kim kaç gol atmış, maçlar kaç kaç bitmiş uzun zamandır kullanılan bir veriydi aslında. Sporda verilerin nasıl modern dünyanın bir parçası haline geldiği spor klupleri ve spor yazarları tarafından karşılıklı olarak beslendi. Örneğin, en çok şut kullanılan 200 bölge verisinin tespiti oyunu değiştirdi. Neden baskette daha fazla üçlük atıldığı ve ikiliklerin terk edildiği de benzer bir şekilde veriyle ilgili.”

Balaban: “Elimizden gelindiğince modern istatistikleri kullanmaya çalışıyoruz. Verileri grafik ve tablolar halinde kullanabiliriz, veri kullanmanın temel, antik yolu. Artık insanlar alt alta okumak istemiyor, o yüzden infografikler önem kazanmaya başladı. Biz de dergimizde infografiklere dergimizde yer veriyoruz.”

Balaban: “Sadece sayıları alt alta verdiğinizde insanlar “Bununla ne yapacağım?” diye sorabilirler. Arkasındaki hikayeyi de vermeye çalışıyoruz.”

Balaban: “Dijital dünyanın bize verdiği olanaklardan da faydalanıyoruz. Sayılarla anlattıktan sonra 8 – 10 saniyelik bir görsel ile olayı daha iyi kavrayabilecek şekilde insanlara detayları anlatmaya çalışıyoruz. Önemli bir riskten bahsetmek istiyorum; dar bir veri kümesinden kaçınmak gerekir. Aksi takdirde sapmalar ortaya çıkabilir.”

Sunumunun sonunda ilgililer için spor ile ilgili açık kaynaklarla ilgili hangi kaynaklardan faydalandıklarını örneklendiren Balaban alkışlarla kürsüden indi.

Bu bölümün üçüncü konuşmacısı Teyit.org editörü Nilgün Yılmaz bizimle beraber.

Yılmaz: “Siyasilerin değil dijital ve konvansiyonel medyadan bize gelen ihbarların üzerinde çalışıyoruz. Bütün kaynakları şeffaf, bağımsız bir kuruluş Teyit.org. Data bazlı çalışıyoruz, elimizden geldiği kadar açık veri kullanmaya çalışıyoruz, eğer bulamazsak maalesef sadece bizim ulaşamadığımız verilere de başvuruyoruz.”

Yılmaz: “Teyit.org ve Doğruluk Payı gibi kuruluşlar, ülkedeki dezenformasyon dağılımını anlamak için önemli.”

Yılmaz: “Bundan bir önce yaptığımız analiz Katarlılarla ilgiliydi. Dosyalarda da veriyi kullanmaya çalışıyoruz, ne bilgi atmosferinin kirletmeye daha yatkınsa onun üzerinden gitmeye çalışıyoruz. “

Yılmaz Teyit.org’un örnek çalışmalarını katılımcılarla paylaşıyor. Hipotetik gerçeklikler üzerinde de veriye dayalı olarak çalıştıklarını ekliyor.

Yılmaz: “Teyit.org’un önceliklerinden biri de kutuplaşmanın yarattığı hatları aşabilmek.”

Yılmaz: “Biz kendi çalışmalarımızı da veri üzerinden belirlemeye çalışıyoruz. Ama bunun bir dengesi var, okuyucunun istediği içeriği üretmemenin maaliyetini bilmek olarak da kullanıyoruz bu veriyi.”

Yılmaz: “Tamamen okuyucunun arzusu ve şımarıklığını tatmin etmek gibi bir yol gütmüyoruz veriyi kullanırken.” dedi ve konuşmasını alkışlarla sonlandırdı.

Sahneyi İhtiyaç Haritası’ndan Esra Aslan aldı.

Esra Aslan, İhtiyaç Haritası’nın reklam videosunun katılımcılara sunumu ile konuşmasını başlattı.

Aslan: ” TAmamen üyelik sistemi ile işleyen bir sistemi varİhtiyaç Haritası’nın. Gerçek ihtiyaç sahibi ve ihtiyacı gerçekten karşılayacak kişiyi tespit ettiğimiz bir veri sistemimiz var. Türkiye’ni ilk platform kooperatifi, sosyal kooperativizmin öncülerinden.”

Aslan: “Teknolojinin iyilik için kullanılmasını amaçladığımız bir yapı. Bizim amacımız, herkesin sisteme dahil olması. Kurumların , okulların, yerel yönetimlerin iyilik için harekete geçmesini; kaynakların etkin dağıtımını amaçladık. İnsanlara birebirde dokunabildiğimiz bir yapı ile yürütüyoruz.”

Aslan: “Elimizde o kadar çok veri var ki, bize gelenlerin fark yaratmak istedikleri her noktada proje geliştirebiliyoruz. Her sosyal sorumluluk projesini yürütecebilecek kadar verimiz bulunmakta.”

Aslan: “Türkiye’de, insanların birbirine güvenmediği bir ortamda, güven ortamı yaratmak istiyoruz. İnsanlar İhtiyaç Haritası’nı duyduklarında akıllarına gelen ilk kelimelerden biri güven.”

Aslan: “Daha fazla sosyal fayda adına içerideki verilerle ne yapabiliriz? diye düşündük. İhtiyaç Haritası’nın elindeki verilerle yerel raporlar çıkarabileceğimizi fark ettik.”

“Türkiye’nin ilk sosyal pazar yeri de Easy Go ve İhtiyaç Haritası işbirliği ile sağlandı. Hem bölgesel hem yerel kalkınmaya destek olmuş oluyoruz.” diye sözlerini toparlayan Aslan, “biz tabiki bugün burada anlatılan şeyler bana çok fazla bilgi verdi. Biz şu an verilerin kullanılmasında oldukça titiziz, güven duymadan adım atmıyoruz. Dolayısıyla verilerle maksimum düzeyde nasıl fayda sağlanabilir bunu yapmaya çalışıyoruz.” dedi. Herkesin fark yaratmak adına kendi hikayesini yaratmaya davet eden Aslan , alkışlarla sahneden indi.

KAOS GL derneğinden Yıldız TAr, Show and Tell’de yerinin aldı.

“Veri kaynakları Türkiye’de neden işlemiyor meselsinin anlatmaya çalışacağım. Kamu kuruluşlarının görmezden geldiği bir alan bu. LGBTİ+üyeleri en çok suça maruz kalan grup üyeleri olmasına rağmen bunun bir verisi bile yok. Türkiye’de nefret suçları çalışması ilerlese de bu verilere ulaşılamıyor. Ya da örneğin LGBTİ+ üyelerinin Türkiye’de barınmasına dair bir veriye ulaşmak mümkün olmuyor.”

Tar: “Hiçbir veri tarafsız değil, hangi soruları sorup sormadığınıza göre değişiyor.”

Tar: “LGBTİ+ hakları ile ilgili en çok hangi sayfalarda haber olduğu sorusunu sorduk. Kendi beklentimiz sanat sayfalarıydı, fakat siyaset kategorisi olduğunu gördük. LGBTİ+ haklarının siyasal bir kategori olarak ele alındığını gösteriyor bu bize. Bu veriye, bu konuda çalışan LGBTİ+ sivil toplum kuruluşları olmasaydı ulaşamazdık.”

Tar: “Türkiye’ne nefret suçlarının olmasının bir yana, toplu bir saldırı hali var. Bu tekil birtakım mesele değil toplumun her tarafını ilgilendiren bir olgu olduğunu gösteriyor. Bu yine verilerle ortaya çıkan bir durum.”

Tar: “Kendi kullanımımız için oluşturduğumuz bir veri tabanı var. Bu sistem tam olarak oturduğunda gazeteciler için bir hikayeyi kişilerin anonim haklarını gözeterek oluşturmasını sağlayacağız. Bu şekilde Türkiye’de LGBTİ+ veri eksikliğinin giderilmesini umuyoruz.” diyerek konuşmasını bitirdi.

Son olarak, IDEMA’yı temsilen Yudum Kaynak sahnede.

Kaynak: “Biz kalkınma üzerine çalışıyoruz. Belirli yararlanıcılar için belli sonuçlar hayal ediyoruz. Bunu gerçekleştirmek bizim için önemli.”

Kaynak: ” İhtiyaç Haritası’nın nasıl algılandığını inceliyoruz. Kadınlar ve üniversite öğrencilerine daha çok ulaşabildiğimizi gördük. Çalışmalarımızı başka eğitim seviyelerine de yaymak için çabalıyoruz.”

Kaynak: “İhtiyaç Haritası’nın tavsiye edilme oranının çok yüksek olması bizi için çok heyecanlı bir veri.”

Kaynak: “Sadece ihtiyaç gidermek değil, iyilik için hareket e geçen bir topluluk oluşturmak, başkalarının ihtiyaçlarını gidermek için heyecan durmak gibi bir sosyal amacımız da vardı.”

Kaynak: “Geçtiğimiz yıl yaptığımız sosyal etki endeksi %86 çıktı. İlk endeks için oldukça iyi fakat bizim için yeterli değil. Harekete geçirme gücü çok yüksek çıktı, bu bizi çok heyecanlandırdı.”

Kaynak: “Harekete geçme önce kendimizden başlayıp sonra bir harekete geçirme dürtüsü yaratıyor, bunu gözlemlemiş olduk. Kendini işe yarar hissetme konusunda da İhtiyaç Haritası’nın işe yarar olduğunu görüyoruz.”

Kendilerine elen bir iki cümleyi alıntılayarak konuşmasını sonlandıran Yudum Kaynak konuşmasını alkışlar eşliğinde sonlandırdı.

İzlemedeyiz Derneği’nden Batuhan Ersun katılımcılara teşekkür ederek kapanış konuşmasını yaptı.